Bir duygunun anatomisi, mantıkla doğrulanamayan, akılla oluşturulmayan, canlılığa hizmet etmeyen yapının söküm raporu.
Halit Cengiz Uzuner · 22 Mart 2026
Bu çalışmanın dinleme metni
Ses kaydı değil. Aynı düşüncenin kulağa göre yeniden düzenlenmiş yazılı hâli, cümle ritimleri, bilgi sıralaması, soluklanma noktaları farklı. Bir sesli okuma aracıyla dinlenebilir.
Okumak her zaman tercihimizdir. Göz geri döner, durur, tekrar okur, kulak için bu lüks yok. Bu farkın kendisi üzerine bir araştırmamız var: Yazıdan Sese.
Goya, Saturno devorando a su hijo, 1819–1823 · Prado Müzesi
Dün birinden nefret ettim. Bir devletten. İsrail devletinden. Çocukları öldürüyorlar, hastaneleri bombalıyorlar, insanlığın gözü önünde bir halkı yok ediyorlar ve benim elimden hiçbir şey gelmiyor. Nefret ettim. Abartılı çıkışlar yaptım. Mutlak yargılar verdim. Sonra gece oldu, sabah oldu ve bugün o nefretin kendisine baktım.
Birinden nefret ettiğini savunmaya kalktığın anda, eğer analitik bir zihne sahipsen, o nefret çöküyor. Nedenlerini mantık sırasına dizmeye başlıyorsun. Duyguların arka planda müdahale etmezse o sıralama kurulamıyor. Oluşmayan bir mantık zinciriyle nefreti tetiklemişsin. Nefret objesine bakıyorsun: bu obje nefrete uygun mu? Bulamıyorsun.
Bu yazı, o bulamama anından doğdu.
· · ·
Edvard Munch, Çığlık (Skrik), 1893 · Nasjonalmuseet, Oslo, "Doğanın sonsuz çığlığını duydum." Nefret de böyle bir çığlık mı, yoksa çığlığa verilmiş sahte bir ad mı?
Birinci Bölüm
Obje Sorunu
Nefret bir obje ister. Ama obje hiçbir zaman uymuyor.
"İsrail devletinden nefret ediyorum" dediğimde ne demiş oluyorum? İsrail devleti: milyonlarca insan, binlerce yıllık bir tarih, yüzlerce farklı düşünce akımı, bir devlet aygıtı, bir ordu, siviller, muhalifler, savaş karşıtları, sokaklarda protesto edenler, hepsi tek bir objeye sıkıştırılmış. Analitik bir zihni bu genelleştirme doyurmaz. Genelleştirme nefretin zorunlu ön koşuludur, ama analizin ölümcül hatasıdır.
Sonra obje kayıyor. Nefret ettiğim şey aslında fail değil, fiil. Gazze'de çocukların öldürülmesinden nefret ediyorum. O eyleme bakınca nefret sağlam duruyor, çünkü eylem somut, tanımlanabilir, sınırlı. Ama nefret duygusu eylemde kalmıyor, faile yayılıyor. Bu yayılma otomatik, refleksif, milisaniyeler içinde gerçekleşiyor. Duygunun ilk hareketi "kim yaptı bunu" sorusu. O soru sorulduğu anda eylem geri plana düşüyor, fail öne çıkıyor. Bir devlet, bir millet, bir din, genelleştirme tamamlanıyor.
Nefret genelleştirir, öfke odaklanır. Dünkü çıkışım belki nefret değildi, öfkeydi. Ama öfkeye "nefret" adını verdiğim anda, eylemden faile yayıldı, sınırsız hale geldi, kontrol edilemez oldu.
"Akılla oluşturulsa akılla doğrulardık. Olmuyor."
İkinci Bölüm
Ceza Nefreti Kusmak Değildir
Hukuk bile, insanın en kurumsal adalet girişimi, "yok et" demiyor.
Caravaggio, Judith Holofernes'in Başını Keserken, 1598–99 · Palazzo Barberini, Roma, Judith'in yüzünde nefret yok, kararlılık var. Eylem korkunç, ama motivasyonu öç değil, koruma.
Eylemin tekrarı faili tanımlamaya başlar. Sistematik, kasıtlı, tekrarlanan eylemler, evet, bunlar bir yapıyı gösterir. O yapı cezalandırılmalıdır. Ama cezanın amacı nefreti kusmak değildir.
Cezanın amacı faili ıslah etmektir. Başkalarını korumaktır. Toplumsal düzeni sürdürmektir. Failden nefret ettiğin için onu cezalandırmazsın, onu başkalarından korumak ve ıslah etmek için cezalandırırsın. Yok ederek onu ıslah edemezsin. Nefret ederek hiç edemezsin. Onu kontrol altına alırsın, sadece.
O kontrol altına alma eyleminde bile, fail ile sonuç arasında kurduğun cezai bağ asla tam bir neden-sonuç bağı olmaz. Bilimsel bir bağ kuramazsın. Hukukçu olarak bunu otuz yıl yaşadım: uygun illiyet bağı, elverişlilik, müdahil faktörler, koşullar, hepsi yaklaşım. Hiçbiri kesinlik. O günün koşulları için en iyiye yakın bağı kurarsın ve o da sadece o günün karşılığıdır. Dünün adaleti yarının adaleti değildir.
Adalet zamanın fonksiyonuysa, nefret, zamanı donduran, koşulları görmezden gelen, mutlak bir duygu, gerçekliğin yapısıyla uyumsuz.
· · ·
Üçüncü Bölüm
Nefret İnsana Ait mi?
Akıl-öncesi bir tepki. Ama akıl olmadan çalışamayan bir mekanizma.
Hieronymus Bosch, Dünyevi Zevkler Bahçesi: Cehennem Paneli, 1490–1510 · Prado Müzesi, Madrid, Bosch'un cehennemi nefret değil, nefretin araçsallaştırılmasının en eski görsel haritası. Cennet-cehennem ekonomisi: nefreti korkuyla besle, korkuyu itaatle ödüllendir.
Nefreti anlam yönünden tartışmak bile güç. Tanımı sorunlu. Nefretin insana ait olup olmadığı, canlılığın bir uzantısı mı yoksa canlılığa aykırı bir yapı mı olduğu, bu sorular nefretin kendisi kadar karmaşık.
Bir hayvan korkabilir, canlılığın korunması, amigdalanın tetiklediği kaç-ya-da-savaş tepkisi.2 Bir hayvan öfkelenebilir, sınır savunması, saldırganlık. Bunlar bedensel, anlık, durumsal. Tehdit geçince söner. Ama bir hayvan nefret etmez.
Nefret için şunlar gerekiyor: obje tanımlama ("bu şeyden"), sürdürme ("her zaman"), genelleştirme ("hepsi"), hatırlama ("o zaman da böyle yapmıştı"), tekrar tekrar düşünme. Bunların hepsi bilişsel işlem. Ama akılcı işlem değil.
Paradoks tam burada: nefret akıl gerektiriyor ama akıldan kaynaklanmıyor. Korku bedenden gelir, beyin işler. Öfke bedenden gelir, beyin yönlendirir. Nefret ise bedenden gelen ham malzemeyi, korku, acı, çaresizlik, tehdit algısı, alıp ona yapı giydiriyor. Bir objeye sabitliyor, zamana yayıyor, gerekçe üretiyor. Bu yapılandırma otomatik, refleksif, ama bilişsel altyapı olmadan çalışamaz.
Nefret ne saf duygu ne saf düşünce. İkisinin sahte bir bileşimi.
Çaresizlik Dönüşümü
Nefretin ham malzemesi korku ve çaresizlik. Gazze'deki çocuklara bakıyorsun, acı duyuyorsun, çaresiz hissediyorsun, hiçbir şey yapamıyorsun. Çaresizlik tahammül edilmesi en zor duygu. Nefret çaresizliği dönüştürüyor: "yapamıyorum" yerine "nefret ediyorum" diyor. Nefret çaresizliğe güç hissi veriyor. Sahte bir güç, hiçbir şeyi değiştirmiyor, ama çaresizlikten daha katlanılabilir.
Bu anlamda nefret bir savunma mekanizması, Anna Freud'un "reaction formation" dediği şeyin bir türevi:3 katlanılamaz bir duyguyu, onun tam karşıtıymış gibi görünen ama aslında aynı kaynaktan beslenen başka bir duyguyla örtme. Çaresizlik katlanılamaz, nefret onu güç gibi giydirir. Ama neye karşı savunma? Kendi acizliğine karşı.
Francisco de Goya, 3 Mayıs 1808 İnfazları, 1814 · Prado Müzesi, Madrid, Beyaz gömlekli adamın yüzünde nefret değil, saf dehşet ve çaresizlik var. Nefret bu tablonun dışında, seyircide. Goya seyircinin duygusunu çizen, tablonun içine koymayan ressam.
İsrail'e nefret duyuyorsun çünkü bir devletten insani davranış bekliyorsun. Beklentin ihlal ediliyor, nefret doğuyor. Bir dünya düzeni varsayıyorsun: devletler sivil öldürmemeli, çocuklar korunmalı, hastaneler dokunulmaz olmalı. Bu beklenti kırıldığında "böyle olmamalıydı" yargısı oluşuyor ve bu yargı nefretin yakıtı.
Buna karşı Anton Chigurh.1 Kötülüğün saf doğasını mükemmel anlatan bir karakter. O adamı idam edemezsin, yok edemezsin ve nefret bile edemezsin.
Chigurh'dan hiçbir şey beklemiyorsun çünkü o ne olduğunu ilk dakikadan gösteriyor. Saklı değil, sahte değil, başka bir şey gibi davranmıyor. Yazı-tura atıyor, kader diye anlatıyor, iç mantığı tamamen tutarlı. Beklenti yoksa hayal kırıklığı yok, hayal kırıklığı yoksa nefret yok.
Nefret, sahtelik algısıyla besleniyor. "Böyle olmamalıydın ama böylesin", bu çelişki nefretin yakıtı. Chigurh'da çelişki yok. O ne ise o. Organik kötülük sahtekârlık taşımıyor ve sahtekârlık taşımayan şeyden nefret edemiyor insan.
Rehabilitation (ıslah): Çöker. Değişecek bir şey yok. Bozuk değil, farklı.
Deterrence (caydırıcılık): Çöker. Kendi rasyonalitesi var, ceza sisteminin rasyonalitesiyle kesişmiyor.
Geriye tek bir şey kalıyor: incapacitation: etkisiz kılma. "Seni değiştiremeyiz, senden öç almıyoruz, seni caydıramayız, ama başkalarını senden koruyabiliriz." Cezanın en ilkel ama en dürüst biçimi. Nefretle hiçbir ilişkisi yok.
· · ·
Caravaggio, David ve Golyat'ın Başı, 1609–10
Goya, Sopayla Düello, 1820–23
Beşinci Bölüm
İradesizliğin İtirafı
Nefret eden, kendi iradesini teslim etmiş demektir.
Uzun süredir kötülük gördüğüm, bir şekilde canımı sıkan olaylara kısmen neden olduğunu düşündüğüm kişilerden nefret etmeyi bırakmıştım. Onları içten içe bağışlamıştım. Ama bu duygusal bir bağışlama değildi, analitik bir bağışlama.
Çünkü demiştim ki: sizin eyleminiz katkıda bulundu ama direkt sonuca neden olmadı. Ben sizin bunları yapmanıza izin verdim, doğrudan veya dolaylı olarak. Sizin eyleminiz tek başına bu sonuca elverişli değildi.
İşte kırılma noktası: eğer onların eylemi doğrudan sonuca elverişli olsaydı, tek başlarına yapabildilerse, bu benim hiçbir işe yaramadığım, irademin hiçbir şeyi durduramadığı anlamına gelir. Onlardan nefret etmek, dolaylı olarak kendimi işe yaramaz görmek demektir.
Nefretin en gizli yüzü bu. Birinden nefret ettiğinde ona şunu diyorsun: "Sen bunu tek başına yaptın. Ben hiçbir şey yapamadım." Çaresizliğin kabulü. Nefret eden aciz, çünkü "o yaptı, ben etkisiz kaldım" diyor.
Benim pozisyonum farklı: "Ben de oradaydım, ben de bir şey yaptım veya yapmadım, sorumluluk paylaşılmış." Bu, irade sahibi olmanın bedeli. Ama aynı zamanda ödülü. Nefret etmek ikimizin de payını yok sayar. Bağışlamak, analitik olarak, sorumluluk kabul ederek, ikimizin de varlığını tanır.
"Nefret, irade sahibi olmayla bağdaşmaz. Nefret eden iradeyi teslim etmiş demektir."
William Blake, Büyük Kızıl Ejderha ve Güneşle Kuşanmış Kadın, 1805–10 · Brooklyn Museum, Blake'in ejderhası nefret nesnesi değil, inceleme nesnesi. Organik kötülüğün görsel arketipi: doğasına sadık, saklı değil, sahte değil.
Altıncı Bölüm
Organik Kötülük
Sahte iyilik, organik kötülükten daha değersizdir.
Aşk da sorunlu. Aşk da akılla doğrulanamaz. Birini neden sevdiğini mantık sırasına dizmeye kalksan aynı çökme yaşanır. Doğrulanabilirlik tek ölçüt olmayabilir. Her ikisi de akıl-öncesi, her ikisi de sorunlu, ama her ikisi de bir şey ortaya koyuyor. Aşk bir sanat olabilir, nefretin zararsızı da öyle olabilir.
Ben kötülüğü severim bazen. Yeter ki çok organik olsun, doğası incelenmeye değer olsun.
Bu cümle benim dünya görüşümün çekirdeğini taşıyor. Sahteliği reddediyorum, kötülüğü değil. Hesaplı manipülasyon, yapılandırılmış zalimlik, sahte iyilik, bunlar beni iğrendirir. Ama doğasına sadık bir kötülük? O incelenebilir. Çünkü yapısı görünür, saklı değil.
Temel ölçüt bu: organik mi, sahte mi? Sahte iyilik organik kötülükten daha değersiz. Sahte aşk organik nefretten daha boş. Çünkü sahtede incelenecek bir şey yok, organik olanda yapı var, doğa var, sökülebilir bir şey var.
Dünkü nefretim objeye sabitlenmiş, duyguya teslim olmuş, yapısı sorgulanmamış bir nefretti. Bugün aynı nefreti alıp söktüm, yapısını çıkardım, mantık zincirini test ettim, objesini sorguladım, canlılıkla ilişkisini araştırdım. Nefret aynı nefret, ama dün bana sahipti, bugün benim malzemem.
· · ·
Yedinci Bölüm
Terk Edilmemesi Gereken Alan
Ne cennet-cehennem ekonomisine ne nöron haritalarına.
Nefret iki indirgemecliğin arasında sıkışmış durumda.
Birincisi dini indirgemeclik. Cennet-cehennem ekonomisi: "Nefret et ki cenneti hak et" veya "nefret etme ki cehennemden kurtul." İkisi de nefreti bir ticaret aracına dönüştürüyor. Tarikatlar nefreti bağlılık mekanizması olarak kullanıyor: ortak düşmandan nefret etmek gruba aidiyet üretiyor. Tekfir, aforoz, dışlama, hepsi nefretin kurumsal biçimleri. Nefret burada araç, amaç kontrol.
İkincisi maddeci indirgemeclik. "Nefret amigdala aktivasyonudur, kortizol yükselmesidir, serotonin düşüşüdür." Bu da nefret değil, nefretin gölgesi. Semir Zeki ve John Romaya'nın 2008'deki fMRI çalışması4 nefretin beyin haritasını çıkardı, putamen ve insula aktivasyonu, frontal kortekste kısmi deaktivasyon, ama haritayı çıkarmak araziyi anlamak değil. Kimyayı ölçmek duyguyu anlamak değil, beyni taramak zihni okumak değil. MRI'da nefreti göremezsin, nefretin bedensel izini görürsün. İz ile şey aynı şey değil.
Bu alan, nefretin doğası, yapısı, işlevi, dinlere ve inanç sistemlerine terk edilmemeli. Onlar bu duyguyu cennet-cehennem ekonomisinde, tarikat benzeri yapılarda kötüye kullanıyorlar. Ama sadece nöronlarla, kimyasal süreçlerle incelemek de bir aptallık. İkisi de kaçış: biri dogmaya, diğeri veriye.
Üçüncü bir yol var: nefreti bir insan deneyimi olarak, kendi yapısı, kendi mantığı, kendi çöküş biçimiyle incelemek. Ne "nefret günahtır" demek ne "nefret nörokimyasal bir tepkidir" demek. Nefret akılla doğrulanamaz, objeye uymuyor, beklenti ihlali istiyor, iradesizliğin itirafı, bunlar ne bir vaizin ne bir nörobilimcinin cümleleri. Bunlar nefretin kendisiyle yüzleşen bir insanın cümleleri.
Goya, Saturno devorando a su hijo, 1819–1823 · Nefret de Saturn gibi: kendi ürettiğini yutuyor. Ama Goya bu tabloyu çizdiğinde, nefreti inceleme nesnesine dönüştürdüğünde, Saturn'ün gücünü kırdı.
Korku organik, canlılığın korunmasına hizmet ediyor. Öfke organik, sınırların savunulmasına hizmet ediyor. Aşk organik, bağ kurmaya hizmet ediyor. Nefret, bu sıralamada yeri olmayan bir şey. Canlılığa hizmet etmeyen tek akıl-öncesi duygu, belki bir duygu bile değil.
Belki bir arıza. Bedensel ve duygusal tepkilerin, korku, acı, çaresizlik, bilişsel olarak yapılandırılması ama akılcı bir temelden yoksun olarak. Ham duyguya mantık kılığı giydirme. Sahte bir rasyonelleştirme.
Ama arıza bile olsa, organik olduğu sürece incelenmeye değer. Nefret dün bana sahipti. Bugün benim malzemem. Yarın belki bir başkasının elinde söküm aracı olur.
Bu acı olan kısım: bunu bir kriminoloji dersinde anlatsan, sınıfın çoğunluğu yine nefret edecek. Sadece birkaç aklını kullanan insan, duygu ile yargı arasına bir boşluk koyabilen insan, bunu yapmayacak. Hukuk eğitimi tam da o boşluğu öğretmesi gereken yer. Orada bile çoğunluk başaramıyor.
Ama birkaç kişi başarıyor. Bu yazı onlar için.
Anton Chigurh: Coen Kardeşler'in No Country for Old Men (2007) filmindeki karakter. Cormac McCarthy'nin aynı adlı romanından (2005) uyarlama. Chigurh, rastgele cinayet işleyen, yazı-tura ile kader belirleyen, empati kapasitesi sıfır bir seri katil, ama kendi iç mantığı tamamen tutarlı. ↩
Amigdala ve kaç-ya-da-savaş tepkisi: Joseph LeDoux'nun The Emotional Brain (1996) çalışması, korku tepkisinin talamik yoldan doğrudan amigdalaya ulaşan "kısa devre" mekanizmasını tanımladı. Bu yol kortikal işlemden bağımsız çalışır, yani düşünmeden korkar, sonra düşünürsün. Nefret ise bu kısa devreyi kullanamaz, bilişsel yapılandırma gerektirir. ↩
Anna Freud, The Ego and the Mechanisms of Defence (1936). Reaction formation (tepki oluşturma): ego, tahammül edilemez bir dürtü veya duyguyu bastırıp onun tam karşıtını bilinçli deneyime çıkarır. Buradaki kullanım gevşek bir analoji, Freud'un tanımı bastırılmış dürtüyle ilgili, benim kastettiğim çaresizliğin nefrete dönüşümü. Mekanizma benzer, malzeme farklı. ↩
Semir Zeki ve John Paul Romaya, "The Neural Correlates of Hate," PLoS ONE 3(10): e3556, 2008. Çalışma, deneklere nefret ettikleri kişilerin fotoğraflarını gösterip fMRI ile beyin aktivasyonunu ölçtü. Putamen ve insula aktivasyonu aşkla ortak (ilginç bir bulgu), ama frontal korteksteki kısmi deaktivasyon aşktan farklı, nefret ederken yargı kapasitesi kısmen kapanıyor. ↩
Sürüm v1.1 · İlk yayım: 22 Mart 2026 · Revizyon: 16 Temmuz 2026, ilk yayım tarihi düzeltildi