Katedral ve İğne

Bir olguya teori giydirmek hangi durumda meşrudur, hangi durumda sahte derinlik?

DÜŞÜNCE · 31 AĞUSTOS 2026

1. Bir başarısızlıktan çıkarılmış bir alet

Bu yazı küçük bir alet sunuyor. Elimizde bir olgu vardır (dünyada gerçekten olup biten bir şey); onun üzerine bir düşünce, bir çerçeve, bir kuram kurmak isteriz. Çoğu zaman bu kuram olguyu gerçekten aydınlatır. Ama bazen olgunun taşıyamayacağı kadar ağır bir yapı dikeriz: gösterişli görünen, oysa hiçbir yeni şey söylemeyen bir çerçeve. Bu yazının verdiği alet, ikisini birbirinden ayırmaya yarayan birkaç sorudan ibaret. Bir olguya teori giydirmekle karşılaştığında (başkasının kurduğu bir teoriyle ya da kendi kurduğunla) sorabileceğin sorular. Aleti soyut bir yerden değil, kendi başarısızlığımızdan çıkardık; o yüzden önce o başarısızlığı anlatmak gerekiyor.

Bir süre, yapay zekâ hakkında yazılan metinlerin tuhaf bir kaderi üzerine çalıştık. Böyle bir metin çoğu kez yazıldığı an eskir, çünkü anlattığı şey (modelin yetenekleri, sınırları, davranışı) metin okunana kadar çoktan değişmiştir. Gözlem gerçekti. Ama biz onunla yetinmedik. Gözlemin çevresine giderek büyüyen bir yapı ördük. Yazarı bir "eş zamanlı tarihçi" olarak tanımladık: kendi anını daha yaşarken kayda geçiren biri. Sonra tarih felsefesinden kavramlar getirdik; zaman katmanları, ufuk kaymaları, olayın kendi anlatısına olan mesafesi. Her yeni kavram bir öncekini gerekçelendiriyor, her gerekçe yeni bir kavramı çağırıyordu.

Bir noktada yapı kendi ağırlığı altında çöktü. Çöküşün nedeni dışarıdan bir itiraz değildi; yapının içinden geldi. Geçiciliği anlatan bir metnin kendisi de geçiciydi, dolayısıyla tez kendi kendini yıkıyordu: "her yapay zekâ yazısı eskir" diyen yazının kendisi de bir yapay zekâ yazısıydı, o da eskiyecekti. Bu çelişkiyi bir ayrımla kurtarmayı denedik (yapı kalıcıdır, yalnızca örnekler eskir), ama kurtarıcı kavramın kendisi de yalnızca inşa anında anlamlıydı, o da geçiciydi. Geriye sade bir teşhis kaldı: bir araca, taşıyamayacağı kadar büyük bir felsefi çerçeve giydirmiştik. Olgu (yapay zekâ hakkında yazılan metinler çabuk eskir) gerçek ve sıradandı; bir cümlelik bir uyarıdan fazlasını hak etmiyordu. Onu bir kurama çevirmek, açıklamak değil sahne kurmaktı.

Bu deneyim geride bir soru bıraktı; bu yazının konusu da o: bir olgu hangi durumda bir teoriyi hak eder, hangi durumda ona teori giydirmek yalnızca dramatizasyon olur? İkisini ayırmanın bir yolu var mı?

Sorunun kişisel olmadığını baştan söylemek gerekir. Kendi başarısızlığımızı örnek seçmemizin nedeni onun özel olması değil, tersine temsil edici olmasıdır. Aynı hata, bir fikri gereğinden ağır bir çerçeveyle donatma eğilimi, hem akademik metinlerde hem güncel yapay zekâ tartışmalarında sık görünür. Tek bir vakayı yakından incelemek, o vakanın kendi kanıtını taşıması bakımından, uzaktan toplanmış çok sayıda örnekten daha güvenilirdir: burada neyin nasıl yanlış gittiğini içeriden biliyoruz.

2. Hastalığın adı: aşırı teorileştirme

Önce kavramı dar tutmak gerekiyor, çünkü gevşek bırakılırsa her teori kurma çabasını kapsar hale gelir ve hiçbir şeyi ayırt etmez. Bu yazıda aşırı teorileştirme, bir olguya şu üç özellikten yoksun bir çerçeve giydirmek anlamına gelir:

1

Olguyu az sayıda ilkeye sıkıştırmaz (birbirinden farklı çok şeyi tek bir açıklayıcı çekirdeğe indirgemez).

2

Yeni bir tahmin ya da ayrım üretmez (henüz görülmemiş bir durumda ne olacağını söylemez).

3

Kapsamı hakkında opaktır (nerede geçerli, nerede geçersiz olduğunu dürüstçe belirtmez).

Dikkat: bu üç ölçütün hepsi birden yoksa aşırı teorileştirmeden söz ediyoruz. Yoksa gösterişli her kavram değil, yalnızca hiçbir iş görmeyen kavram hedefte. Bu üç özelliğin yokluğu tesadüfi değildir; birlikte, açıklama görüntüsü altında bir yeniden adlandırma yatar. Yani olguya yeni bir şey söylemek yerine, ona daha havalı bir isim takılmıştır. Bunu iki eski teşhis birlikte aydınlatıyor.

Birinci teşhis: çoğaltma hatası. Gilbert Ryle (yirminci yüzyıl İngiliz felsefesinin önemli adlarından, zihin felsefesindeki temel eseri 1949 tarihli Zihin Kavramı), davranış bilimlerinde hâlâ kök salmış bir yanılgıyı adlandırır. Yanılgı şudur: bir olguyu açıklamak için, o olgunun hayali bir kopyasını icat edip sonra kopyayı olgunun nedeni saymak (Holth, 2001'in aktardığı Ryle). Klasik örnek Molière'dendir. Molière'in bir oyununda sınava giren hekim adayına afyonun insanı neden uyuttuğu sorulur; verdiği yanıt, afyonda "uyutucu bir erdem" bulunduğudur. Bu bir açıklama değildir; sorunun daha görkemli bir kelimeyle tekrarıdır. "Neden uyutuyor?" sorusuna "uyutucu olduğu için" demek, hiçbir yeni bilgi katmaz. Darwin'in uyarısı aynı yöne bakar: bir olguyu yalnızca yeniden ifade ederken ona bir açıklama getirdiğimizi sanabiliriz (Holth, 2001). Kendi çöküşümüz tam buydu: "metinler eskir" olgusunu "eş zamanlı tarihçilik" diye adlandırdık, sonra bu adı olgunun derinliği sandık.

İkinci teşhis: teori esnetme. Frankenhuis, Panchanathan ve Smaldino (2023), sosyal bilimlerde çok yaygın bir pratiği tanımlar: belirsiz bir iddiayı, başlangıçtaki kapsamının dışındaki veriyi de yutacak biçimde giderek daha geniş yorumlamak (İngilizcesi theory stretching, teoriyi esnetme). Yazarların vurguladığı gibi bu, tekrarlayan bir örüntü olabilir; her genişletilmiş iddia bir sonraki genişletmenin zeminini kurar, kapsam dışı olan gitgide daha çok veri içeri alınır (Frankenhuis vd., 2023). Bizim yapımız da böyle büyümüştü: her yeni kavram bir öncekinin açtığı boşluğu doldurmak için çağrılıyordu.

Çoğaltma hatası ile teori esnetme aynı hastalığın iki yönüdür. Biri içe doğru çalışır (olgunun içine hayali bir kopya yerleştir), öteki dışa doğru (çerçeveyi olgunun kapsamı dışına esnet). İkisinin ortak sonucu şudur: elde olan kanıt, olduğundan güçlü görünür.

3. Pusula: üç soru, bir de dördüncüsü

Teşhis tek başına yeterli değil; işe yarar bir ayrım için, bir olguyla karşılaşınca sorulabilecek somut sorular gerekir. Aşağıdaki üç soru, farklı literatürlerden yakınsayarak, bir çerçevenin meşru bir kuram mı yoksa aşırı teorileştirme mi olduğunu sınamaya yarar. Bu soruların bir pusula olduğunu, bir giyotin olmadığını baştan belirtmek önemli; yani yön gösterirler, kafa kesmezler. Nedenini beşinci bölümde açıyorum.

1

İç tutarlılık

Çerçeve, açıkladığı olgunun daha gösterişli bir yeniden adlandırması mı?

2

Kurtarma kavramı

Her olumsuz veriyi soğuran bir joker kavram mı devreye giriyor?

3

Kapsam şeffaflığı

Olguyu az ilkeye sıkıştırıp yeni tahmin üretiyor mu, kapsamı hakkında dürüst mü?

4

Kategori uygunluğu

Olgu, giydirilen çerçevenin kategorisine gerçekten ait mi?

Soru 1. İç tutarlılık: Çerçeve, açıkladığı olgunun daha gösterişli bir yeniden adlandırması mı?

Bir çerçevenin nedeni ile sonucu aynı şeyin iki adıysa, ortada açıklama yoktur. "Bunama unutkanlığa yol açar" gibi, öznesi ile yüklemi aynı olguyu tekrar eden ifadeler kırmızı bayraktır; çünkü bunama zaten büyük ölçüde unutkanlık demektir, cümle bir neden söylemiyor, aynı şeyi iki kez söylüyor (Holth, 2001). Aynı sorun daha sinsi bir biçimde de görünür. Popov (2023), hafıza araştırmalarında sık rastlanan bir döngüyü tarif eder (kendi verdiği ada burada "çifte daldırma" diyelim): araştırmacı önce deneklerden topladığı veriye bakarak modelinin ayarlarını (parametrelerini) belirler, sonra o modelin aynı veriye iyi uymasını teorisinin kanıtı sayar. Oysa uyum baştan garantiydi, çünkü model zaten o veriye göre ayarlanmıştı. Somut olarak: bir öğrencinin sınav sonuçlarına bakıp "bu öğrenci şu kadar çalışkan" dersen, sonra aynı sonuçları "bakın, çalışkanlığı sınav notlarını açıklıyor" diye sunarsan, hiçbir şey açıklamış olmazsın; notlardan çıkardığın etiketi notlara geri yapıştırmışsındır. Frankenhuis ve arkadaşları (2023) buna bir de zaman boyutu ekler: bir teorinin makaleden makaleye tutarlı olup olmadığını sormak gerekir, çünkü en zararlı alışkanlıklardan biri, farklı çalışmalarda aynı etiketi farklı iddialar için kullanmaktır. Tutarlılık yalnızca bir metnin kendi içinde değil, bir kavramın zaman içindeki kullanımları arasında da aranır.

Soru 2. Kurtarma kavramı: Çerçeve, her olumsuz veriyi soğuran bir joker kavram mı devreye sokuyor?

Bir teori hangi gözlemi yasaklıyor? Hiçbirini yasaklamıyorsa, yani her olası bulguya uyuyorsa, açıklayıcı değeri yoktur. Buradaki ilke basittir: bir model ne kadar az şeye izin veriyorsa, izin verdiği şey gerçekleştiğinde o kadar etkileyicidir; her şeye uyan model hiçbir şey söylemez (Roberts ve Pashler'in ilkesi, Popov 2023 üzerinden). Bir örnek: "yarın ya yağmur yağar ya yağmaz" diyen bir hava tahmini hiçbir zaman yanılmaz, ama tam da bu yüzden değersizdir; hiçbir olasılığı dışlamaz. Değerli tahmin, yanılma riskini göze alandır.

Bu soğurmanın bir de retorik anatomisi var. Frankenhuis ve arkadaşları (2023), buna Shackel'in verdiği adla "motte ve bailey" oyunu der. Ad, Orta Çağ'dan bir kale türünden gelir: bailey, aşağıdaki geniş ama korunması güç yerleşim alanıdır; motte, yukarıdaki küçük ama kolay savunulan tepe kulesi. Saldırı gelince yerleşimden kuleye çekilir, tehlike geçince yeniden aşağı yayılırsın. Tartışmadaki karşılığı şudur: konuşmacı önce iddialı ama savunması zor bir sav öne sürer (geniş yerleşim); karşı çıkılınca, ona benzeyen ama çok daha mütevazı ve savunması kolay bir sava çekilir (tepe kulesi); tehlike geçince "asıl iddiam çürütülmedi" deyip yeniden iddialı sava döner. Bizim "yapı kalıcıdır, yalnızca örnekler eskir" kurtarma denememiz tam bir tepe kulesiydi: asıl büyük tez sıkışınca sığındığımız daha küçük, daha savunulur bir sığınak.

Buradaki tehlikenin bir de karşı yüzü var. Bir çerçeveyi kurtarmak için devreye sokulan kavram bazen haklı bir çekirdek taşır, ama sınırsız uygulandığında teoriyi çürütülemez kılar. Dalton (2016), Pennycook ve arkadaşlarının sahte derinlik ölçümüne itiraz ederken "aşkınlık" kavramını devreye sokar: belki rastgele üretilmiş cümleler bile okurda gerçek bir içgörü anı doğurabilir. İtirazın haklı bir yanı vardır. Ama "aşkınlık" her olumsuz veriyi soğurabilecek kadar geniş bırakıldığında (cümle anlamlı gelirse "işte aşkınlık", anlamsız gelirse "sen aşkınlığa açık değilsin"), kendisi bir kurtarma kavramına dönüşür. Yani bu sınama, başkasının teorisi kadar kendi itirazımıza da uygulanmalıdır.

Soru 3. Kapsam şeffaflığı: Çerçeve olguyu az ilkeye sıkıştırıp yeni bir tahmin üretiyor mu, kapsamı hakkında dürüst mü?

Bu soru başlangıçta "bu olgu bir teoriyi hak ediyor mu?" biçimindeydi. Frankenhuis ve arkadaşlarının (2023) katkısı onu daha kullanışlı hale getirdi. Onların vurgusu şu: belirsizlik erken aşamada kaçınılmaz, hatta yararlı olabilir; sorun belirsizliğin kendisi değil, saklanmış belirsizliktir. Bir yazar, teorisinin kapsamı hakkında (hangi koşulda geçerli, hangisinde değil) açık olduğu sürece, belirsizlik dürüst bir başlangıçtır. Onu gizleyip bir netlik cephesi kurduğunda ise ortaya bir "Potemkin köyü" çıkar. Ad şuradan gelir: efsaneye göre Rus devlet adamı Grigori Potemkin, İmparatoriçe'nin geçeceği yol boyunca yoksul köyler yerine, uzaktan köy gibi görünen boyalı cepheler diktirmiş; yaklaşınca arkasında hiçbir şey olmayan bir yüz. Aşırı düzgün sunulan bir teori de böyle olabilir: uzaktan sağlam, yaklaşınca boş.

Sıkıştırma ile yeni tahmin, bu sorunun içeriğini verir. Popov (2023) için bir teorinin değeri, çok çeşitli olguyu az sayıda ilkeye indirgeme derecesiyle ölçülür; yalnızca tüm gözlemleri tek tek sıralayan bir teorinin hiçbir değeri yoktur (bir telefon rehberi çok bilgi taşır ama hiçbir şey açıklamaz). İyi bir teori aynı zamanda bir "çıkarım bileti"dir (Ryle'ın terimi, Popov 2023 üzerinden): henüz görmediğimiz bir durumda ne olacağını önceden söyler. Bunun en güzel örneklerinden biri Neptün'ün keşfidir. On dokuzuncu yüzyılda gökbilimci Urbain Le Verrier, Uranüs gezegeninin yörüngesindeki küçük sapmalara bakıp, henüz kimsenin görmediği bir gezegenin gökyüzünde tam nerede olması gerektiğini yalnızca hesapla söyledi; teleskoplar o noktaya çevrildiğinde Neptün oradaydı. İyi teori işte böyle "bilet" verir: elindeki bilgiyi, henüz gitmediğin bir yere geçiş hakkına çevirir. Pennycook ve arkadaşları (2015) aynı ayrımı iletişim tarafından yakalar: bir metin (ya da teori) bilgilendirmeye mi çalışıyor, yoksa etkilemeye mi? Sahte derin saçmalık, anlamı ima eden ama içermeyen, öğretmekten çok cezbetmeye çalışan bir dildir. Kendi çöküşümüz bu sınamada net kaldı: "eş zamanlı tarihçilik" tek bir olguyu süslü bir kavramla tekrar ediyordu, hiçbir şeyi az ilkeye indirgemiyor ve hiçbir yeni tahmin üretmiyordu.

Dördüncü sorgu. Kategori uygunluğu: Olgu, giydirilen çerçevenin kategorisine gerçekten ait mi?

Ryle'ın asıl katkısı olan "kategori hatası" (Holth, 2001) buraya bir ek getirir: bir olguyu, ait olmadığı bir kategorinin diliyle ele almak. Kategori hatası, bir şeyi yanlış türden bir kutuya koymaktır. Klasik örnek: birine üniversiteyi gezdirirsin, kütüphaneyi, fakülteleri, yurtları gösterirsin, o da sorar "peki üniversite nerede?" Üniversite, binaların yanında duran ayrı bir bina değildir; onların düzenlenmiş bütünüdür. Soruyu yanlış kategoride sormuştur. Bizim yaptığımız da buydu: bir aracı (yapay zekânın metin üretimini) tarih felsefesinin kategorisine soktuk. Araç bir tarihsel özne değildi; ona tarih kuramının kavramlarını giydirmek olguyu aydınlatmıyor, onu yanlış rafta arıyordu.

4. Pusulayı çalışırken görmek: bir bardak cam

Şimdiye kadar pusulayı çoğunlukla kendi çöküşümüz üzerinde denedik. Ama kendi başarısızlığımız hem yüklü hem karmaşık bir örnek; aracın nasıl çalıştığını daha çıplak görmek için, teoriyle hiç ilgisi olmayan sıradan bir olguya bakalım: bir bardağın kırılması.

Elimizde kırılmış bir cam bardak var; şu iki cümleyi karşılaştıralım:

A · pusuladan geçer

"Bu bardak kırılgandır."

Bir eğilimi adlandırır: yanlışlanabilir, bir yığın tahmini sıkıştırır, doğru kategoride konuşur.

B · pusulaya takılır

"Bardak kırıldı, çünkü içinde bir kırılganlık özü var."

Bir cevher icat eder: her sonucu soğurur, geçmişi yeniden adlandırır, eğilimi töze çevirir.

İlk bakışta ikisi de aynı şeyi söylüyor gibi durur. Oysa biri pusuladan geçer, öteki takılır. Dört soruyu tek tek çalıştıralım (örnek Ryle'a dayanır, Holth 2001 üzerinden).

İç tutarlılık. (B) cümlesi, "kırıldı" olgusunu açıklamak için "kırılganlık özü" diye bir iç madde icat eder, sonra kırılmayı bu maddeye bağlar. Ama "kırılganlık" zaten "kolay kırılma eğilimi" demektir; yani (B) şunu söylüyor: "kırıldı, çünkü kırılmaya eğilimliydi." Bu, tıpkı afyonun "uyutucu erdemi" gibi, sorunun daha süslü bir tekrarıdır. (A) ise bir iç madde iddia etmez; yalnızca bardağın bir eğilimini adlandırır. Aradaki fark ince ama belirleyici: (A) bir davranış eğiliminden söz eder, (B) o eğilimi bir cevhere çevirip nedenmiş gibi sunar.

Kurtarma kavramı. (A) hangi gözlemi yasaklar? "Bu bardak kırılgandır" dersem, onu yere düşürünce kırılmasını beklerim; düşer ve kırılmazsa yanılmışımdır; "kırılgan" nitelemesini geri almam gerekir. Yani (A) yanlışlanabilir; belli gözlemleri yasaklar. Peki (B)? "İçinde kırılganlık özü var" dersem, bardak kırılınca "işte özü ortaya çıktı" derim; kırılmazsa "özü henüz uyanmadı" diyebilirim. Hiçbir gözlem bu cümleyi çürütemez, çünkü her sonucu içine alır. İşte kurtarma kavramı: açıklıyormuş gibi görünüp aslında hiçbir şeyi dışlamayan bir joker.

Kapsam şeffaflığı (sıkıştırma ve yeni tahmin). (A), tek bir sözcükle bir yığın tahmini paketler: bu bardak düşerse kırılır, sert bir cisimle vurulursa çatlar, ani ısı değişiminde dağılabilir, üstüne basılırsa parçalanır. "Kırılgan" der demez, henüz yapmadığın deneylerin sonucunu önceden okursun; bu bir çıkarım biletidir. (B) ise hiçbir yeni tahmin üretmez; yalnızca gerçekleşmiş tek olayı ("kırıldı") daha ağır kelimelerle tekrarlar. (A) sıkıştırır ve ileriye dönük konuşur; (B) yalnızca geçmişi yeniden adlandırır.

Kategori uygunluğu. "Kırılgan" bir eğilim adıdır: nesnenin belli koşullarda nasıl davranacağını söyler. Onu bir eğilim olarak kullanmak (A) doğru kategoridir. Ama (B), bu eğilimi bir madde, bir iç cevher kategorisine taşır (sanki camın içinde şeker gibi çözünmüş bir "kırılganlık" varmış gibi). Eğilim ile töz farklı kategorilerdir; birini ötekinin diliyle konuşmak kategori hatasıdır.

Bu örnekten çıkan iki ders var. Birincisi, pusulanın işi olguyu değil, olgu hakkında kurulan çerçeveyi elemektir. Bardağın kırılganlığı gerçektir; (A) ile (B) aynı gerçeğe dair iki farklı cümledir, ama pusula bunlardan yalnızca birini eler. Yani araç, "cam kırılgan değildir" demez; "kırılganlığı bir cevhere çevirmek açıklama katmaz" der. İkincisi, aynı kelime (kırılganlık) bir bağlamda meşru bir çıkarım biletiyken, başka bir bağlamda boş bir yeniden adlandırma olabilir. Demek ki hüküm kelimeye değil, kelimenin nasıl kullanıldığına verilir. Bu iki ders, bir sonraki bölümün de çekirdeği: pusula bir giyotin değildir.

5. Pusula neden bir giyotin değil

Bu dört soru, kolayca bir reddetme makinesine dönüşebilir: "sıkıştırmıyor, öyleyse çöpe." Bu, teşhisin kendi hatasına düşmek olur. En az dört bağımsız kaynak aynı uyarıyı veriyor; bu uyarı da pusulanın parçasıdır.

Dalton (2016), bir şeyi hemen anlamlandıramadığımızda onu otomatik olarak saçma saymanın kendisinin bir hata olduğunu hatırlatır; derinlik bazen okurun katkısıyla ve yavaş temaşayla sonradan görünür. Haslam, Tse ve De Deyne (2021), bir kavramın genişlemesinin otomatik olarak kötü olmadığını gösterir; bazı genişlemeler gerçek ama daha önce görmezden gelinmiş bir olguyu tanır, yani ilerici bir kazanç olabilir. Örneğin "zorbalık" kavramının okul bahçesinden işyerine, oradan çevrimiçi ortama uzanması, önceden adı konmamış gerçek zararları görünür kıldıysa, bu bir seyrelme değil bir kazanımdır. Frankenhuis ve arkadaşları (2023), belirsizliğin erken teori inşasında kaçınılmaz ve yararlı olabileceğini, "Yirmi Soru" oyunundan güzel bir benzetmeyle savunur. O oyunda bir kişi aklından bir şey tutar, ötekiler evet/hayır sorularıyla bulmaya çalışır. "Bu bir insan mı?" sorusu geniştir, "Bu Ringo Starr mı?" sorusu dardır; ama ikisi de aynı ölçüde nettir. Yani açıklık ile darlık farklı eksenlerdir: bir çerçeve geniş olduğu için değil, opak (kapsamı hakkında dürüst olmadığı) için sorunludur. Son olarak Popov (2023), kendi ölçütünü (fizik yasaları düzeyinde matematiksel kesinlik) beşeri bilimlere doğrudan taşımanın yanlış olacağını itiraf eder; çıta çok yükseğe konursa hiçbir şey geçemez ve her şey "yetersiz teori" diye reddedilir.

Bu dört uyarının ortak dersi şu: pusulanın işi bir olguyu "teoriye layık değil" diye kesmek değil, kendini fazla ciddiye alan bir çerçeveyi erken fark etmektir. Yön gösterir, infaz etmez. Buradaki denge önemli, çünkü aracın kendisi de aşırıya kaçabilir: her gösterişli kavramı baştan mahkûm eden bir okur, tam da erken reddetme hatasına düşer.

6. Neden yaygın: iki mekanizma, ölçülmemiş bir iddia

Aşırı teorileştirmenin sık görüldüğünü söylemek kolay, ama bu bir gözlem olarak kalmalı, ölçülmüş bir olgu gibi sunulmamalıdır. Haslam ve arkadaşlarının (2021) verdiği ders burada uyarıcıdır: sezgisel olarak beklenen bir yayılma bile, dikkatle ölçüldüğünde yanlış çıkabilir (kendi araştırmalarında, ruhsal bozukluk tanılarının zamanla genel bir "enflasyona" uğradığı beklentisi, veriye bakıldığında genel olarak doğrulanmadı). Dolayısıyla "salgın" demek yerine, eğilimi besleyebilecek iki mekanizmayı adlandırmakla yetiniyorum.

Akademik tarafta: teşvik seçilimi. Frankenhuis ve arkadaşları (2023), belirsiz teorinin neden ayakta kaldığını basit bir mantıkla gösterir. Belirsiz bir teori her bulguyu soğurabildiği için başarısızlık riski düşüktür ve üretmesi daha kolaydır; kesin bir teori ise çürütülebilir olduğu için risklidir ve üretmesi daha zahmetlidir. Görünürlük ve atıf ödüllendirildiğinde, kimse bilinçli olarak seçmese bile, teşvik yapısı belirsiz teori üretenleri öne çıkarır. Bunu bir seçilim süreci gibi düşünmek gerekir: bilinçli bir kötülük değil, ortamın belli türü ödüllendirip beslemesi. Kilit nokta, sürecin kasıt gerektirmemesidir; iyi niyetli araştırmacılar bile bu baskının içinde belirsizliğe kayabilir.

Güncel tartışma tarafında: guru etkisi. Frankenhuis ve arkadaşları (2023) kendi kapsamları dışında bıraktıkları bir ihtimale değinir: Sperber'in "guru etkisi" dediği olgu. İnsanlar kavrayamadıklarını derin sayma eğilimindedir; belirsizlik bir anlamama hissi doğurur, bu his hayranlık uyandırır, hayranlık da bir fikrin yayılmasını hızlandırır. Yapay zekâ üzerine güncel deneme ve popüler yazında ödül "kariyer" değil bu görünürlük olduğu için, guru etkisi bu alana akademik teşvik modelinden daha doğrudan taşınır. Anlaşılmazlık, derinlik sanılır; derin sanılan da yayılır.

İki mekanizma da aynı yöne işaret eder: belirsiz ve gösterişli çerçeveler, açık ve mütevazı olanlardan daha kolay yayılır. Ama bunun ne kadar yaygın olduğu ampirik bir sorudur; bu yazı da onu bir varsayım olarak değil, araştırılacak bir açık uç olarak bırakır. (Bir sonucun yokluğu da bir bulgudur: fizikte Michelson ile Morley'in ünlü deneyi, ışığı taşıdığı sanılan görünmez bir ortamı ölçmeye çalıştı ve hiçbir iz bulamadı; bu "hiçbir şey", aranan ortamın var olmadığını gösterdiği için bir dönüm noktası oldu. "Yaygındır" demeden önce, yaygın olmayabileceği ihtimaline de yer bırakmak, aynı dürüstlüğün küçük bir örneğidir.)

7. Pusulayı bu yazıya çevirmek

Aşırı teorileştirmeyi eleştiren bir yazının kendisi de bir katedral olabilir. Dürüstlük, önerdiğim pusulayı bu metne uygulamayı gerektiriyor.

İç tutarlılık. "Aşırı teorileştirme" kavramını tutarlı kullanabiliyor muyum? Buradaki asıl risk, Haslam ve arkadaşlarının (2021) "kavram kayması" dediği süreçtir: bir kavramı giderek daha zayıf, daha farklı olgulara uzatmak, sonunda onu her şeyi kapsayıp hiçbir şeyi ayırt edemez hale getirmek. Bu yüzden kavramı baştan dar tanımladım (bölüm 2): her teori kurma çabası değil, yalnızca sıkıştırmayan, tahmin üretmeyen ve kapsamı hakkında opak olan çerçeve. Eğer "aşırı teorileştirme"yi her gösterişli fikre yapıştırsaydım, kendi eleştirdiğim seyrelmeye ben düşerdim.

Kurtarma kavramı. Bu yazı kendi savını, her karşı örneği soğuracak biçimde mi kuruyor? "Gerek yoksa çöpe" bir geniş yerleşim (bailey), "ama bu bir şeffaflık meselesi" bir tepe kulesi (motte) olabilir; yani sıkışınca büyük iddiadan küçüğüne kaçabilirim. Bu tuzağa düşmemek için, hangi teori kurmanın meşru olduğunu açıkça söyledim: iç tutarlı olan, olguyu sıkıştıran, yeni tahmin üreten ve kapsamı hakkında dürüst olan. Yani bu yazı her teoriyi yargılamıyor; neyi yasakladığını gösteriyor, o sınırın dışını da serbest bırakıyor.

Kapsam şeffaflığı. Pusulanın çok temiz görünmesi başlı başına bir risk. Nguyen'in uyarısı (Frankenhuis vd., 2023 üzerinden) tam buraya değer: netlik hissi, gerçek ya da hayali, sorgulamayı sonlandırır. Fazla düzgün sunulan bir yöntem, tam da kendi sınırlarını görmemizi engelleyebilir. Bu yüzden pusulanın sınırlarını açıkça bırakıyorum: bu üç soru her şeyi çözmez, dört bağımsız uyarıyla kalibre edilmiştir, bir giyotin de değildir. Bir olguyu kesmek için değil, kendime dönüp "acaba burada bir katedral mi dikiyorum?" diye sormak için var.

8. Sonuç

Teori kurmak bir suç değil; insanı insan yapan şeylerden biri. Sorun, bir olgunun taşıyamayacağı bir yapıyı, üstelik kapsamı hakkında opak biçimde kurmaktır. İğne kadar bir gereğe katedral dikilmez; ama gerçek bir gereğe (dağıtılacak bir yanılgı ya da yakılacak bir ışık) mütevazı bir alet borçluyuz.

Bu yazının önerdiği alet küçük: dört soru ve bir kalibrasyon. Bir olguyla karşılaştığında sor; çerçeve onu sıkıştırıyor mu, yeni bir şey söylüyor mu, kapsamı hakkında dürüst mü, doğru rafta mı arıyor. Cevaplar zayıfsa, bu zayıflığı karşı uçla (erken reddetme, çok yüksek çıta) tarttıktan sonra da hâlâ zayıf kalıyorsa, muhtemelen bir katedralin önündesin. Bu çoğu kez, bir cümlelik bir gözlemi bir cümle olarak bırakmanın yeterli olduğunu görmek demektir. Kendi başarısızlığımızın öğrettiği de buydu.

Kaynakça (APA 7; iç taslak, yayım öncesi künye teyidi gerekli)

Dalton, C. (2016). Bullshit for you; transcendence for me. A commentary on "On the reception and detection of pseudo-profound bullshit." Judgment and Decision Making, 11(1), 121-122. (Başlığın Türkçe karşılığı: "Sana saçmalık, bana aşkınlık: 'Sahte-derin saçmalığın alımlanması ve tespiti üzerine' yazısına bir yorum.")

Frankenhuis, W. E., Panchanathan, K., & Smaldino, P. E. (2023). Strategic ambiguity in the social sciences. Social Psychological Bulletin, 18, Article e9923. https://doi.org/10.32872/spb.9923 (Başlığın Türkçe karşılığı: "Sosyal bilimlerde stratejik belirsizlik.")

Haslam, N., Tse, J. S. Y., & De Deyne, S. (2021). Concept creep and psychiatrization. Frontiers in Sociology, 6, Article 806147. https://doi.org/10.3389/fsoc.2021.806147 (Başlığın Türkçe karşılığı: "Kavram kayması ve psikiyatrikleştirme.")

Holth, P. (2001). The persistence of category mistakes in psychology. Behavior and Philosophy, 29, 203-219. (Başlığın Türkçe karşılığı: "Psikolojide kategori hatalarının kalıcılığı.")

Pennycook, G., Cheyne, J. A., Barr, N., Koehler, D. J., & Fugelsang, J. A. (2015). On the reception and detection of pseudo-profound bullshit. Judgment and Decision Making, 10(6), 549-563. https://doi.org/10.1017/S1930297500006999 (Başlığın Türkçe karşılığı: "Sahte-derin saçmalığın alımlanması ve tespiti üzerine.")

Popov, V. (2023). If God handed us the ground-truth theory of memory, how would we recognize it? [Preprint, revizyonda]. PsyArXiv. https://psyarxiv.com/ay5cm/ (Başlığın Türkçe karşılığı: "Tanrı bize hafızanın gerçek-zemin teorisini verseydi, onu nasıl tanırdık?")

Sürüm ve değişiklik künyesi

Bu yazı, yaşayan bir metindir; her önemli değişiklik burada iz bırakır.

Sürüm v1.0 · İlk kamu yayımı · 31 Ağustos 2026. Kaynak taslak AR-GE biriminde üretildi (v1 → v2 iç taslak zinciri); bu, metnin siteye ilk açık yayımıdır.

yontu · halit cengiz uzuner

Diğer yazılar

Yapay Zekâyı Kim Kullanıyor? Halüsinasyon Kimin Sorunu? Hangimiz Yanılıyoruz? Anlamak Turnusol Sturgeon Yasası